Can Bonomo’dan Eurovision yorumu:
“Sanki savaşa gidiyoruz gibi…”
Türkiye’nin bu seneki Eurovision temsilcisi Can Bonomo… TRT tarafından Türkiye’nin
Eurovision temsilcisi ilan edildiği andan itibaren kelimenin tam anlamıyla bir fırtına
koptu. “Kim bu Can Bonomo?” diyenler de oldu, “Çok isabetli bir seçim…” diyenler
de… Genç şarkıcı ise tüm bu fırtınanın ortasında, kendisini yarışmada söyleyeceği
şarkıyı bestelemeye odaklamış durumda. Onunla hem kendisi hem, hem müziği hem de
Eurovision Şarkı Yarışması üzerine söyleştik.
Sizinle ilgili en çok merak edilenler özel hayatınızla ilgili konular. Nerede doğdunuz, kaç yaşındasınız, okulunuz, kaç kardeşiniz var, babanızın ne iş yapar… Bunlardan söz edelim mi biraz?
1987 yılında İzmir’de doğdum. 17 yaşımda İstanbul’a geldim. İzmir’de Avni Akyol Lisesi ve Çakabey Koleji, ardından Bilgi Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü’nde okudum. İki kardeşiz; benden 6 yaş büyük bir ablam var. Babam kâğıt ticareti yapıyor. Hâlâ da devam ediyor mesleğine. Annemi geçen yıl kaybettik. Ev hanımıydı. Şimdi az kişi kaldık. Babam, ablam, anneannem bir de ben. Onlar İzmir’de ben İstanbul’dayım.
Nasıl bir öğrenciydiniz?
Çok kötü.
Eve çok şikâyet geliyor muydu?
Hem de nasıl. Ama öğretmenlerim beni çok severdi. Çünkü çok kibar bir çocuktum. Hani, efendi öğrenci dedikleri tipten. O yüzden kıyamazlardı öğretmenlerim bana, çok severlerdi beni. Hep son anda geçtim sınıfları.
Müziğe başlamanız nasıl oldu?
Tam sekiz yaşımdaydım. Annem bana bir gitar aldı. Tabii ben çok ısrar ettiğim için. Çünkü bizim bir komşu oğlu vardı; onu görmüştüm çalarken. O andan itibaren de tutku oldu bende. Sonra dört sene özel bir öğretmenden klasik gitar eğitimi aldım.
Genelde sizin gibi yaramaz çocuklara, bir de müzikle uğraşıp daha da derslerden kopmasın diye öyle gitar falan almazlar aslında. Size de karşı çıkmadı mı aileniz?
Aynen öyle oldu. Hatta bana yeni bir raket almışlardı. Tenis oynayacaktım güya. Ama ben gitarı görünce hepsini unuttum. Sonra onlar da şaşırdılar aslında. Hayatımda adam gibi ilgilendiğim tek şey müzik oldu hep.
Hep tek başınıza çalmadınız herhalde gitarı?Grup falan da kurdunuz mu o yıllarda?
Önce İzmir’de sonra İstanbul’da bir iki tane grup kurdum. Ama bunlar çok işlevli gruplar değillerdi. Deneysel ya da doğaçlama müzik çalışmaları yaptık genelde. Sonra ben kendi bestelerimi kaydetmeye başladım. Sonraki hikâyeyi de biliyoruz zaten. Geçen yıl bu zamanlar ilk albümüm olan “Meczup”u yayınladım.
Gerçek anlamda profesyonel oldum dediğiniz, yani ilk para kazanmaya başladığınız zaman ne zaman?
Daha başlamadım… İşin şakası, işte albümün çıkmasıyla birlikte diyebilirim.
Ne yiyip içiyordunuz bunca zamandır?
Radyoculuk-televizyonculuk yapıyordum. DJ’lik VJ’lik gibi… Bir de logo tasarımcılığı ve grafik işleriyle uğraşıyordum.
Biraz da Eurovision’dan söz edelim… Türkiye’yi temsil edeceğinizi ilk olarak kimden duydunuz?
İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir söyleşideydim. Menajerime telefon açmışlar TRT’den, sizi görmek, bir konu hakkında konuşmak istiyoruz diye. O da, söyleşinin akşam sekizde biteceğini söylemiş ve ertesi gün görüşüp görüşemeyeceğimizi sormuş. Israr edilince de kıramamış. Söyleşinin ardından biz apar topar TRT’ye gittik. Yolda giderken, kendi aramızda da dalga geçiyoruz; herhalde bizi Eurovision’a seçtiler falan diye. Ama TRT Müzik’te televizyon programı önereceklerini düşünüyoruz. Asıl sebep budur, diyoruz. TRT Müzik Genel Koordinatörü İsmail Güngör’le görüştük. Pat diye, “Seni Eurovision için istiyoruz” dedi.
Ne oldu ilk tepkiniz?
Şok tabii ki… Çok şaşırdım, ne diyeceğimi bilemedim. Çok büyük bir sorumluluk tabii… Sonra kabul ettik.
Cevabınızı hemen mi verdiniz yoksa düşünmek için süre istediniz mi?
Bir on dakika kadar düşündük…
Ne düşündünüz peki o on dakikalık uzun zaman diliminde?Kariyerim için iyi bir basamak olacak diye mi düşündünüz? Yoksa aklınızdan başka şeyler mi geçti?
İlk düşündüğüm, Türkiye’yi temsil etmenin önemi ve büyük gururuydu. Bunu geri çevirmem zaten mümkün olamazdı. İkincisi, bu çok eğlenceli ve güzel bir süreç… İnsanın keyifle katılmak isteyeceği bir yarışma. Kariyerim için faydası da yadsınamaz bir gerçek. Ama teklif anında o hiç aklıma gelmedi. Katılacağımı duyduğum andan itibaren, Eurovision’a katılacağım gerçeğinden başka bir şey düşünmüyorum; bir de yapacağım şarkıyı.
Diyelim ki finale kalamadınız ya da yarışma da ilk sıralarda yer alamadınız… Bunu bir başarısızlık olarak mı değerlendirirsiniz?
Ben iyi bir beste yapacağıma inanıyorum. Ondan sonra da olmamışsa olmamıştır. Ama bu, bestemin kötü olduğu anlamına da gelmez. Hayatıma kaldığım yerden devam ederim. Ben bestelerimi yaparım.
TRT’nin teklifini kabul ettiğinizde, bu kadar çok tepki alacağını düşünüyor muydunuz?
Zaten her sene çok konuşulan bir konuydu ama işin içinde bizzat olunca daha iyi anlıyorsunuz. Ne acayip bir şeymiş arkadaş, bu Eurovision. Gerçekten de herkesin, ama müzik otoritesi olsun ya da olmasın herkesin fikir yürüttüğü bir konu Eurovision. Sokaktaki insanın bile muhakkak söyleyeceği bir şey var bu konuyla ilgili. Bizim için hâlâ bir milli davaymış bu meğer. Sanki savaşa gidiyoruz gibi…
“Kim bu Can Bonomo?” dediklerinde ne hissettiniz? Üzüldünüz mü?
E çok haklılar yani. Kim bilecek benim kim olduğumu? Ben alternatif müzik yapıyorum. Pop müzik yapmadığım için beni tanımak hakikaten zor. Ama müzik otoritelerinin tanımaması ilginç...
Yarışmaya katılacağınızı duyunca ailenizin tepkisi nasıl oldu?
Babama telefonda söyledim, ilk önce anlamadı. “Komitede mi görevlisin oğlum?” diye sordu. “Yok ben şarkı söyleyeceğim” deyince, “Kapat sen telefonu, ben seni sonra ararım” dedi. Sonra ablamı aramış, telefonda bağırıp çağırıp havalara uçmuşlar.
Şarkınızın dilini henüz tespit etmediniz ama en azından klasik “Eurovision şarkısı” bir şarkı mı olacak yoksa tamamen sizin tarzınızı mı yansıtacak?
Klasik Eurovision şarkısı olması bence kimsenin tercihi değil. Öyle olsa TRT beni seçmezdi. Biz yenilikçi müzik yapıyoruz. Eurovision’da da daha ilginç bir şeyler yapmaya çalışacağız.
“Ben İstanbul müziği yapıyorum” diyorsunuz. Nedir bu İstanbul müziği?
İstanbul müziği bir tarz ya da tür değil. Bizim yaptığımız müziği tanıtmak için onu kullanıyoruz. Müziğimizin içinde farklı tonajda pop var ama kesinlikle pop müzik değil. Bizim Türkiye’de dinlediğimiz konvansiyonel pop müziğin sınırlarının çok dışında… Rock barındırıyor, caz havaları da var. Etnik tınılar da, orient nağmeler de var. Biz müziğimizi İstanbul’da yapıyoruz ve bizim müziğimizde kullandığımız tüm enstrümanlar halen İstanbul’da sağda solda çaldığı için, bu müziğe biz İstanbul müziği adını verdik. İstanbul kadar da tatlı ve karışık bir müzik…
Neden hep şapkayla görüyoruz sizi? Eurovision sahne kostümünüz de şapkalı mı olacak?
Bilmiyorum ki?Bir gün takıp beğenmişim herhalde. Şapka koleksiyonum falan var sanıyorlar, oysa üç dört tane falan var. İmaj olarak da oturdu sanırım. Takmadığım zaman da garip geliyor. En yakın arkadaşlarımdan biriyle buluşacaktık. Adamın karşısındayım tanımadı beni. Telefon açmış neredesin diye soruyor. Karşında duruyorum deyince, “Niye şapkasızsın sen? Şapkasız bir daha gelme yanıma.” diye kızdı bana.